10 Aralık 2011 Cumartesi

Futbolumuzun saklı manzaraları...

Türk futbolunda son yaşanan gelişmelere birlikte bakalım..Neler oldu neler..Guti Hernandez Beşiktaş ile sözleşmesini karşılıklı olarak feshetti. Guti iyi bir oyuncu olabilir.Ama en yararlı döneminde Beşiktaş ‘a gelmedikten sonra ne kadar katkı sağlayabilirdi ki..Bile bile lades demek diye buna denir sanırım.Ligimiz yine aynı tadında devam ediyor.Büyük kulüpler ile diğerleri diye tabir edebileceğimiz kulüpler arasındaki makas gittikçe açılıyor.Arada sırada gelen değişik sonuçlar kimseyi kandırmasın.Aslında Bursa’nın şampiyonluğundan sonra çok şey değişir diyenler ligin sonları geldiğinde çıkan tabloyu daha net görebilecekler.Galatasaray bir iyi bir kötü..Takımda ki oyuncuların hepsi yetenekli ve kariyerli..Fatih terim aşısı tutmuş.Ancak Terim ‘ e de zaman gerek..Bu kadroyu oynatabilecek vizyonu,misyonu,her şeyi var.



.Ancak henüz yeni birlikte oynamaya başladıkları belli. Baros sorununu halletmeliler. Fenerbahçe ise beklenilenden çok daha iyi futbol oynuyor.Bu sene kolay pes ediceklerini düşünmüyorum bende herkes gibi..Bienvenue mutlaka çok daha fazla pas alabilmeli.Orta sahada yerli oyuncular tıpkı yeni gelen Ziegler gibi profesyonel davranabilmeli. Defans,kaleci uyumları onların ilerleyen haftalarda sorunu olabilir.Ancak nispeten olumlular...

Ve Beşiktaş..Carvalhal ‘ in mutlaka orta saha,hücum bölgesinde yaratıcı değişikliklere gitmesi şart. Hugo Almeida bu sene formunun sürekliliğini korumalı.Bu da bu oyuncunun oynamasından geçer.Forvette ki diğer yabancı olan Edu ‘nun neden geldiğini kestirebilmek güç.Yeteneği de kısıtlı ,yaratıcılığı da..

Trabzonspor ise şampiyonlar liginde oldukça kötü maçlar çıkarıyor.Bu takımın da kendine bir bakması ve büyük zaferler yaratan tarihini hatırlaması şart.Trabzonspor bu değil..

Diğer klüpler de ise sonuçlar bilindik.Abdullah Avcı ‘ nın takımı antrenörün bu klüpte uzun yıllardır bulunması sebebi ile iyi sonuçlar almakta.Bu böyle devam eder.Çünkü istikrarın önemini bilen bir anlayışları var.Milli takımın sonuçlarına gelince..Hiddink ‘in bu alınan sonuçlardan çok daha iyisini yapabilmesi lazımdı.Milli takım futbol kalitesi olarak tat vermiyor.Yeni yüzler,yeni isimler şart.Deplasmanda oynanan maçta ilk kez gözüken başta Sinan bolat ve diğer futbolcular olumlu izlenim verdiler.Seneye Hiddink ile devam edilecek mi bilemiyorum ancak Hollandalı hocanın bu dönem zarfında arzu edilen oyunu oynatamadığı ve yanlış oyuncu tercihleri yaptığı ortada..



Hepinize güzel bir hafta dilerim.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Fenerbahçe ve Galatasaray'ın yenileri...

Son yazımızda Fenerbahçe’ nin transferlerinin yetersiz olduğu söylemiştik. Elbette bizim gibi bu konuyu dillendiren başka görüşler de oldu. Biraz yakından bakacak olursak Fenerbahçe şimdiye kadar Sezer, Serdar Kesimal, Orhan Şam, Emenike gibi Türkiye ligi için hatırı sayılır transferler yaptı. Zaten Fenerbahçe mevcut kadrosunu korumakla transfer döneminde oldukça iyi bir grafik çizdi. Ancak geçen yazımızda anlatmak istediğimiz nokta bu transferlerin Türkiye ligi için değil Avrupa ölçeğinde yetersiz olduğu idi. Orhan Şam iyi bir stoper iyi bir kesici. Ankara takımlarında oldukça iyi maçlar çıkardı. Ancak tekniğini daha geliştirmesi şart. Markajda kusursuza yakın lakin zamanlama konusunda bazen yanlış adımlar atabiliyor.

Keza Serdar Kesimal da Kayserispor ve genç milli takımlar da başarı ile oynamış bir oyuncu.

Çabuk, defansı toparlayıcı nitelikte ve defansa güven getiren oyunculardan. Faydalı. Ancak Bilica ‘nın hala gideceğini varsayarsak, Yobo ‘nun durumu da tam olarak netleşmediği için bu bölge için belki bir yabancı transfer düşünülebilirdi demeden geçemeyeceğiz. Sezer ise topa hükmeden ve orta sahada Alex ‘i rahatlatabilecek bir oyuncu. Serinkanlı ve isabetli vuruşları var. Ancak Avrupa ligi öncesinde bu bölge için yetersiz kalacağı da aşikar. Daha önceki yıllarda Fenerbahçe ‘nin Şampiyonlar liginde sadece bir çeyrek final görmesi ve onun haricinde istediği başarıları alamaması Klüp için mutlaka tecrübe olmalı.

Avrupa da forma giyen Mevlüt, Hamit, Gökhan İnler ya da Serdar Taşçı gibi futbolcuların kalitesine yakın futbolcular transfer edilebilirdi. Keza forvet hattında da Emenike tam bir soru işareti. Türkiye ligi için formda bir Emenike çoğu zaman gol demek. Ancak kariyerinde ilk kez büyük bir takımda oynayacak tüm sorumluluğu Guiza’ nın durumuna göre Niang ile paylaşıcak olan genç bir futbolcu için Avrupa maçlarının kolay olmayacağı kesin. Emenike den Fenerbahçe Türkiye liginde inanılmaz faydalanacaktır. Ancak dediğim gibi bu oyuncunun da güçlü Avrupa takımlarının defanslar’ı karşısında ne yapabileceğini bekleyip görmek gerek.

Bu arada Galatasaray ‘ın antremanları ve kamp haberleri yıllar sonra ilk kez özlenen tabloyu tekrar meydana getirmiş durumda. Elmander transferi şimdilik cuk oturmuş görünüyor. Muslera transferi ise gerçekleşirse kaleye Galatasaray ‘ın Taffarel ‘den sonra ki en isabetli transferi olması muhtemel . Ayrıca Galatasaray’ın Cana’ yı göndermiş olması da olumlu. Defansa alınan Ujfalusi ise senelerdir Avrupa liglerinde ve milli takımında hava hakimiyeti, gücü ve zamanlaması ile adından çok söz ettiren bir futbolcu. İlerlemiş yaşına rağmen mutlaka faydalı olacaktır. Eğer ki Galatasaray Lincoln den ve Misimovic’ ten boşalan noktaya bir nokta transfer daha yaparsa onlar için her şey daha farklı olabilir.

Yeni bir sezon öncesinde...

Lig nihayetinde bitti. Artık takımlar transfer döneminde geçen sene yaptıkları hataları yapmamak için ince eleyip sık dokumaya başladılar. Daha şimdiden pek çok şöhretli isim ile takımlar anılmaya başladı. Aslında takımlarımızın en büyük eksikliği İdeal bir Scout kadrosu oluşturup yurt içi ve yurt dışında futbol oynayan yetenekli gençleri tespit edememek noktasında gerçekleşiyor. Elbette eskiye nazaran takımlar bu konular da biraz daha bilinçli davranıyorlar.



Ancak yinede uzun vadeli oyuncuyu gözlemlemek ve uzun vadeli düşünüp , Ülke futbolu ile uyumunu az çok tahmin edip oyuncuyu transfer etmek gerekli.

Galatasaray bu sene Fatih Terim ile anlaşarak eskiye dönüşün sinyallerini verdi. Nokta transferler yapmak peşindeler. Üstelik Terim ‘in pek çok öğrencisi de onun yardımcılığını yapacak.Bu noktada Taffarel ‘ in kaleci antrenörü olarak gelişi önemli. Ceyhun Transferi ile defans bloğunun önünde sürekli gedik veren bir bölgeye takviye yaptılar. Üstelik Ceyhun uzak mesafeli şutları ve mücadele gücü ile ideal bir futbolcu.

Onların aslında en büyük sorunu forvet hattında..Baros ve Kewell ‘dan geçen sene istedikleri gibi faydalanamadılar. Bu bölgeye genç, hücum gücü ve teknik kapasitesi yüksek ve en önemlisi ceza sahasını karıştırabilen bir oyuncu almalılar. Şu anda Galatasaray ‘ın hücum alanına mutlak takviye yapılacak gibi gözüküyor. Ama önemli olan genç ve umut vadeden bir ismin alınması.

Fenerbahçe ‘de ise transferde henüz sessiz kalan takımlardan. Hem Guiza’nın durumu hemde Niang ın yanına alınabilecek isim konusunda netleşme yok.

Eğer Niang kadar son vuruşlarda etkili bir oyuncu alınırsa Fenerbahçe forveti mutlaka rahatlayacaktır. Ancak işleri çok zor…

Çünkü bu sene rakipleri eskisinden daha güçlü ve deneyimli olacaktır. Defans hattında Yobo, Lugano ikilisinin birbirini daha iyi tanımaları ise onlar adına bir avantaj.

Trabzonspor ‘ da ise Yattara bildiğiniz üzere ayrıldı. Oysaki Bu takıma çok daha fazla şey verebilirdi. Yetenekleri oranında oynayamayan böyle oyunculara dünya futbolunda pekte sık rastlamıyoruz. Gelecek olan Yabancı transferler, Jaja ‘nın ve Umut Bulut ‘un durumu henüz netleşmedi. Bekleyip görelim…

Beşiktaş ‘ta ise erken yapılan genç yabancı transferleri acaba doğru transferler mi sorusunu bir kez daha hatırlattı. Kariyerleri oyuncular yerine genç oyunculara fırsat tanınması elbette ki güzel. Ancak özellikle forvet oyuncusunun gelmiş olduğu takımda ideal onbir de olmaması ve maç eksiğinin olması onun günden güne gelişen ligimiz için doğru tercih olup olmadığını gösterecektir

11 Haziran 2011 Cumartesi

Fenerbahçe Şifreyi çözdü...

Herkesin dilinde Fenerbahçe'nin bugünlere gelmesinin altında yatan süreç var. Fenerbahçe nasıl oldu da 2.yarı da kendisinden hiçte beklenmeyecek sonuçlara ulaştı. Aslında cevabı çok basit... Fenerbahçe içinden yetişmiş, daha önce antrenörlük kariyeri orta derecede olan bir antrenöre sahip çıktı diye verebiliriz bunun cevabını... Aslında Aykut Kocaman Ankaraspor da almış olduğu dereceler ve yapmış olduğu transferler ile ilerisi için ümit vaat ediyordu. Daha önceki antrenör döneminde yapmış olduğu sportif direktörlük görevinin onun için bir tecrübe düşünürsek daha rahat sonuçlar alabilmesi için uygun ortamı da kendiliğinden bulmuş oldu.

Ligin ilk yarısında alınan vasat sonuçlara rağmen başkan ve klüp, antrenörünün arkasında durunca da başarı ister istemez kendiliğinden geldi. Fenerbahçe'nin bu başarıya ulaşmasında ki 2.önemli ise Alex de Souza. Brezilyalı milli takımında veya daha önce oynadığı klüpler de her zaman göz dolduran bir isim olsa da liderlik konusunda ilk defa taşın altına bu kadar elini soktu. Disiplininden, yardımlaşmadan, takımı organize etmeden kaçınmadı. Çok koşmuyor diye eleştirilmesine rağmen koştuğu alanlarda verdiği milimetrik paslar ve ceza sahasında ki golü koklama noktasında ki ustalığı Fenerbahçe ye çok şey kattı. Elbette başka faktörler de var.

Guiza ‘nın tekrar takıma adapte olmaya çalışılması, Lugano, Yobo ikilisinde ki ısrar, Orta sahada kolay kart gören futbolcuların uyarılması, Niang’ ve Dia gibi daha önce Türkiye liginin atmosferini tanımayan Senegal'li oyuncuların takıma çabuk adaptasyonu, Bilica'nın klübeye çekilmesi ve ilk defa kendi ceza sahası içerisinde kaleci de dahil olmak üzere bariz hatalara izin vermeyişleri bu galibiyetleri getirdi.

Tabii işin Trabzon tarafı da var ... Trabzonspor da özüne dönmenin ve yerli bir antrenör ile çalışmanın başarısını uzun zaman sonra ilk kez bu sene görecekti. İyi gittiler ancak 2. yarı başında almış oldukları fark belki de onları biraz rehavete itti. Ancak uzun yıllar sonra takım için ilk kez bu kadar ümit verdiler. Seneye onları çok daha güçlü ve zinde bir kadro ile görebiliriz. Bu sene istediği sonuçları alamayan Galatasaray ve Beşiktaş büyük atılımlar peşinde... Her iki takım içinde istenildiği gibi bir sezon geçmedi. Ancak görünen bir gerçek var ki seneye de işler Fenerbahçe'nin istediği gibi kolay olmayabilir... Transferler ve hazırlıklar bunu gösteriyor...

Sadece iki takım kaldı, ya diğerleri?

Bu sene lig gerçekten keyifli geçti. İstediklerini alan takımlar da oldu alamayanlar da. Ancak dört büyüklerin geneli açısından bu sene yaşanan ve yakın bir zamanda sonlanacak olan futbol ligimizin istendiği gibi geçmediğini söyleyebiliriz. Bakmayın Trabzonspor ile Fenerbahçe ‘nin ligin ilk iki sırasını paylaşmasına. Bu mücadele ye ne Beşiktaş ne Galatasaray dahil olamadı.

Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Büyük takımlar ile eskiden olduğu gibi Anadolu takımları arasında farkta kalmadı. Her takım her takımı rahatlıkla yenebiliyor. Bu da futbolumuza lezzet veriyor .

Fenerbahçe aslında hiç te iyi başlamadığı bir sezonda antrenörüne güvenmenin ve arkasında durmanın semeresini gördü. Aykut Kocaman ve ekibi elindeki geniş kadronun avantajlarını kullanmanın yanı sıra Daniel Guiza‘yı kazanarak, Bilica ve iyi çalışmayan diğer futbolcuları ilk onbir’in dışında tutarak Yobo, Lugano ikilisine güverenerek oldukça iyi bir iş çıkardı. Fenerbahçe forvet hattı son derece kuvvetli oyunculardan yer almasına karşın orta saha da Alex’in yaratıcılığına ayak uyduran pek oyuncu çıkmaması yüzünden randımanlı oynayamıyordu. Stoch‘un verimsizliği ve Selçuk‘un istikrarsızlığı, diğer oyuncuların kolay kart görmeleri bir çok açıdan Fenerbahçe'yi etkiledi.



Oysaki Trabzonspor yine formsuzluk ve benzeri sıkıntılar olmasına rağmen takım oyununa daha çok yatkın olan ekip görüntüsündeydi. Yattaranın eski günlerini mumla aratması, gelen Polonyalılar dan Glowacki haricinde tam anlamı ile verim alınaması, Teofilo Gutierrez gibi bir oyuncunun takımdan ayrılması Bordo Mavililer için hesapta olmayan durumlardı. Buna rağmen Colman‘ın orta saha da Selçuk ile birbirlerini çok iyi tamamlamaları zaman, zaman Alanzinho nun bu bölgeye olağanüstü bir destek vermesi, defans bloğunda Egemen, Giray gibi oyuncuların çoğu zaman performanslarının üstlerine çıkmaları da artı değerlerdi. Üstelik Trabzonspor uzun yıllar sonra ilk defa doğru bir çalıştırıcı tercihi ile bu noktaya geldi.

Beşiktaş ve Galatasaray gibi büyük takımlarımız ise hocalarına başlangıçta duydukları güveni maalesef ligin sonlarına doğru veremediler. Oysaki ilk sezonunda bir Antrenörden başarı beklemek yerine ondan faydalanıp ilerleyen dönemlerde uzun vadeli çalışma metotları ile başarıyı elde etmek gerek.

Şimdi Ligin bitimine doğru Hem Trabzonspor hem de Fenerbahçe‘nin riskli maçları var. Aslında Rakiplerin seviyesi birbirinden çok farklı değil. Bu noktada birbiri ile daha iyi kenetlenen, taraftarını arkasına alan ekip başarıya ulaşacak gibi gözüküyor. Asıl beni ilgilendiren ve hoşuma giden hadise de Türk futbolunda Milli takımlar düzeyinde henüz istenen noktaya gelemesek tek lüpler arasında ki futbol mantalitesi farkının giderek azalması. Taşları doğru oynayan, profesyonel yaklaşan ve uzun vadeli düşünen kulüpler kazanıyor..Güzel olan da bu spordan keyif almak değil mi..?

15 Mayıs 2011 Pazar

FUTBOLUN F'Sİ....

Şu anda birinci ligde puan durumuna bakanlar dört büyükleri birlikte göremedikleri bir manzara ile karşılaşıyorlar. Aslına bakarsanız geçen sene Bursaspor ‘un şampiyon olması ile yavaş , yavaş futbolumuz da bir şeylerin değişeceği sinyalleri verilmişti. Artık Anadolu kulüpleri uzun zamandır doğru altyapı hamleleri, tesisleşme yönünde attıkları sağlam adımlar ve getirmiş oldukları kaliteli yabancılar ile büyük kulüpler ile çok rahat mücadele edebiliyor. Şimdi Bursaspor ‘un her ne kadar geçen sene yaşamış olduğu başarıdan uzaklaşsa da yaşamış olduğu istikrara birlikte göz atalım.Sağlam’ın takımı bu sene kalede Dimitar İvankov ‘un yaşamış olduğu formsuzluğa, defans bloğunda özellikle Şampiyonlar liginde büyük hatalar yapmasına ve yenilgiler almasına rağmen yine de 3.sırada bulunuyor.

Sezon ortasında Glasgow Rangers takımından gelen Kenny Miller gerçek anlamda bir santrafor. Ceza sahası içerisinde nokta atışları bu kadar isabetli bir oyuncuyu uzun zamandır futbolseverler göremedi. Aslına bakarsanız hücumda partneri olarak getirilen Altidore’ dan çok daha iyi bir oyuncu getirilse Bursaspor forveti çok daha rahatlar. Sercan ‘dan verim alınamaması ve transfer söylentileri, Volkan Şen ‘in yaşamış olduğu sorunlar, Turgay Bahadır ‘in bir türlü İlk on bir ‘e adapte edilememesi bu sıralamayı getirdi diyebiliriz.

Şampiyonluk yarışında ise şu anda Fenerbahçe ile Trabzonspor sürekli yer değiştiriyorlar. Şenol Güneş ‘in felsefesi, Burak yılmaz ‘ın gol yollarında ki artan grafiği, Umut Bulut’un özellikle asist anlamında sorumluluk alması, formsuz Yattara ya da yeni gelen Polonyalılardan istenilen verim alınamaması gibi durumları örttü diyebiliriz.Aslına bakarsanız keyifli bir lig yaşanıyor. Her takım her takımı saha farkı olmaksızın yenebiliyor. Eskiden olduğu gibi sürekli yaşanan galibiyet serileri çok nadir görülüyor.Bunu başaranlardan biri de Fenerbahçe…

Gelen eleştirilere rağmen antrenörüne sahip çıkması ve desteklemesi, gideceği konuşulan oyuncuları bile kazanma yolunda adımlar atılması bu başarıyı getirdi diyebiliriz.Bu tabloda Galatasaray ve Beşiktaş erken gönderilen antrenörlerinin sonuçlarını alıyor. Bir antrenörün takımı tanıması, fonsiyonlarını belirlemesi ve uygun saha içi taktikler geliştirmesi için takımla birlikte sezon öncesinde yada çok daha öncesinden birlikte olması şart. Galatasaray’ın Hagi ‘yi sezon ortasında getirip sezon sonu gelmeden göndermesi bu sene ligin en anlamsız olayıydı diyebiliriz. Ve Gaziantepspor yaratıcı orta sahası, fırsatçı ileri uç elemanları ve sağlam defans bloğu ile bu sene ligin en iyi takımlarından biri idi.Kaleci Karcemarskas ile birlikte Wagner, Popov, Nounkeu, Olcan, Cenk gibi pek çok oyuncusu bu sene bir çok takımın gıpta ile baktığı oyuncular oldu. Alkışlar Gaziantespor ‘a …

Ancak Eskişehirspor, Karabükspor, Manisaspor ve Kayserispor Türk futbolunun özellikle kısıtlı bütçelere rağmen ne kadar geliştiğini gösterdi. Bu 4 takım da zaman zaman oynadıkları futbol ve göze hoş gelen oyun tarzları ile ligimize zenginlik kattı. Burada Manisaspor ‘un özellikle son haftalarda almış oldukları yenilgilere dikkat çekmek lazım. Bu yenilgilere rağmen onların futbol felsefeleri, oyunu soğutmaya yönelik hiçbir girişime mahal vermeden oyunlarını oynama istekleri önemliydi. Belki Makakula ‘dan daha fazla verim alınabilse onların gol yollarında yaşamış oldukları sıkıntı da çözülecekti. Görünen o ki; Milli takımlar düzeyinde henüz istenilen seviyeye gelemesek de oyun anlamında ve oyunun yansıdığı tablo anlamında eskiden olduğu gibi dört büyüklerin ilk dört sırayı paylaştığı bir resim göremiyoruz. Bu da artık ilerleyen yıllarda çok şeyi değiştirecek…

27 Nisan 2011 Çarşamba

Beşiktaş 'ta Umut Hep var olacak..

Artık Ligin sonuna yavaş yavaş gelinmekte. Takımlar kalan haftalarda bütün güçlerini kazanmak ya da kaybetmemek için kullanıcaklar. Şu an ki tabloya baktığımız zaman aslında Ligin ilk üst sıralarındaki takımların eksikleri bir hayli fazla. Bu takımlardan biri de alışık olduğu sıralardan uzaklaşan Beşiktaş.

Beşiktaş'ın göze hoş gelen, üreten ve sonuca giden bir futbol anlayışı olduğunu söylemek güç. Forvet hattında Holosko'nun gitmesi ile rakibi süpriz koşular ile yıpratabilen, çabukluğu ile kolay gol pozisyonlarına giren oyuncu sayısı azaldı. Takımda Bobo'nun dışında orta sahadan aldığı toplar ile ceza sahası içerisinde etkinlik koyabilecek bir forvet oyuncusu yok.

Almeida'nın henüz Türk futboluna ve Beşiktaş'a alıştığını söylemeyiz. Çünkü Portekizli son dönemde oynadığı kupa maçı hariç hiç bir maçta kapasitesini koyamadı. Zengin Beşiktaş orta sahasının getirdiği toplar ve yarattığı pozisyonlarda Beşiktaş'ın halen Nobre 'den faydalanmasını anlamaya çalışmak çok güç. Nobre şu an ki hali ve gücü ile daha önceden kariyerinde oynamış olduğu Japonya liginde rahatlıkla oynayabilir. Ancak Türkiye liginin gün geçtikçe gelişen futbol anlayışında oldukça göze batıyor. Bu anlamda yardımcı olması maksadı ile alınan ve kariyerinde bitiriciliği ve gücü ile ön plana çıkan Nihat Kahveci hala ortalarda yok...

Real Sociedad günlerinde hücumda sürekli birlikte oynadığı Darko Kovaçeviç dışında ona yardım eden pek kimse olmamasına karşın Valery Karpin ve Xabi Alonso'nun dağıttığı paslara en önce koşan ve rakibi yıpratan görüntüsünü doğrusu çok özledik. Nihat'tan umudu kesmek çok kolay ama onu kazanmayı bilmek gerek ve halen neden kazanılamadığını da sormak gerek... Sezon ortasında büyük umutlar ile gelen ve geldiği gibi gönderilen Fatih Tekke yi de anlamak güç. Bu kadar kısa sürede gönderilicekse neden alındı..? Transfer yapmayı bilmek gerek. Beşiktaş doğrusunu isterseniz genelde olumlu bir transfer politikası izlemesine rağmen bu alanda istikrarı tutturamıyor.

Beşiktaş Orta sahası da uzun zamandır birlikte oynayamıyor. Bir bakıyorsunuz Guti sahada, Queresma yok... Bir bakıyorsunuz Simao sahada Fernandes yok. Takımın birlikte oynamasını sağlayamazsınız alışma devrenizi de uzun geçirirsiniz. Zaten Zapotochny, Holosko ve Fink gibi önemli oyuncular ile yollarınızı ayırdığınız bir dönemde elinizdeki şablonun değişmemesi için çalışmanız gerek. Ve bu takımda ki arkadaşlığı, birlikteliği ve iletişimi de gözden geçirmek gerek. Yabancı oyuncular neredeyse çoğu zaman birlikte vakit geçiriyolar. Türkçeyi anlamalarını bir kenara bırakın Türkçeyi öğrenmek ve iletişim kurmak için mevcut bir çabaları olup olmadığını bile henüz öğrenemedik. Eğer iletişim kuramazsınız, derdinizi anlatamazsanız takım ruhunu oluşturmada zorluklar yaşarsınız.

Bugün Beşiktaş'ın antremanlarına yansıyan manzara da bundan farklı değil. Takım içerisinde antreman yapmaktan zevk alan, birbirleri ile vakit geçirmekten zevk alan bir oyuncu topluluğu yaratmalısınız. Ve daha önemlisi bu oyuncuların saha dışında da birbirleri ile dayanışma içerisinde olmalarını temin etmelisiniz.

Bugün neden acaba Beşiktaş'ın yapmış olduğu kamp sayısı diğer takımların sezon içerisinde geçirmiş olduğu kamp adetlerinden daha az ? Bu takımın en azından önemli maçlar öncesinde kampa girmesi ve maç saatini sürekli taktik ve hazırlık çalışmaları ile geçirmesi gerek değil mi ? Beşiktaş taraftarı inanılmaz... Bugün takımına bu kadar zor bir dönemden geçerken bile böylesine bağlı ve inançlı kalabilmek herkesin harcı değil. Öyleyse saha içerisinde bu beklentileri karşılamak gerek...

Geçtiğimiz günlerde Guus Hiddink 'in Türkiye liginde takım çalıştıran antrenörler ile bir araya gelmesini çok olumlu buldum. Türk futbolu ve Milli takım için neler yapılabileceği konusunda elbette konuşmuşlardır.Ama içlerinde bir tek Schuster orada yok... Böylesine kapalı olmamak ve gelişmeleri takip etmek gerek. Türkiye ligine yeni gelmiş bir antrenör olarak burada bizlerden biri gibi olmasanda, olamasan da burayı, bu iklimi ve futbolu tanımak gerek. Garipsedim...

Elbette şu aşamada, biraz daha Schuster'e zaman tanımak ve biraz daha beklemek gerek. Tüm yaşananlara ve eksikliklere rağmen. Yeni gelen 3 Portekizlinin de adaptasyonun sağlanması için en azından... Ancak Beşiktaş 'ın ve Beşiktaşlının da hakettiği oyunu sahada vermek şartıyla. Bu taraftar skordan çok mücadele eden ve forması için ter döken çocuklar istiyor. Bunu görmek çok zor değil.

23 Nisan 2011 Cumartesi

27 Şubat 2011 Pazar

Son derbi maçı ve futbol gerçekleri..

Aslında izlediğimiz son derbi maçı bize Türk futbolunun içinde bulunduğu durumu çok net anlattı. Futbolcuları ile daha iyi iletişim kuran ve onları göreve geldiği ilk günden bu yana yavaş yavaş hazırlayan Fenerbahçe teknik direktörü Aykut kocaman'ın hanesine bu galibiyet artı olarak yazıldı.

Elbette Kocaman çok şanslı. Çünkü defansta Lugano gibi mücadeleyi seven, zaman zaman süpriz çıkışları ile gol arayan hatta yanında oynayan Nijeryalı partneri Joseph Yobo'nun açıklarını bile kapatan bir oyuncusu ile orta sahada az koşmasına ragmen futbol zekası, sahayı görüş yeteneği ve düşündüklerini uygulayabilmedeki yüksek becerisi ile De Souza gibi olağanüstü bir virtüözü var.

Son yıllarda Fenerbahçe' nin Ortega, Anelka, Van hooijdonk ve Kezman ile iyiden iyiye şekillenen yıldızları transfer etme ve Fenerbahçe formasını üzerlerine giydirme alışkanlığı var. Ve bu alışkanlık kimi zaman başarısız olsa da çoğu dünya klübünün uyguladığı bir taktik. Ama bu taktik şimdilik özellikle Niang ve Dİa da olumlu bir şekilde tutmuş görünüyor.

Fenerbahçe nin aslında işler iyiye gittiği zaman oyun şablonu son derece verimli sonuçlar veriyor. Defans bloğunda Uche ve Högh ikilisinden beri şekillenen Fabio Luciano, Stephjan Thomas ikilisi ile devam eden birbirleri ile uyumlu, fizik gücü yakın defans oyuncularının birlikteliği defans orta saha arasında ki top kayıplarının minimum 'a indirgenmesi için uygulanan klasik tandem taktiği.

Sağ kanatta Gökhan Gönül 'ün istekli ve arzulu oyununa sol kanatta Dia ve Andre Santos' un çabukluğu ve becerisi katılınca Fenerbahçe hücumlarına ister istemez zenginlik geliyor. Bu bağlamda Fenerbahçe de bu yükselişi Andre Santos'un kendini futbola vermesine, Gökhan Ünal gibi klübeye mahkum olan bir oyuncunun oynayabileceği bir takıma gönderilmesine, Kazım Richards'ın takımdan ayrılmasına ve başta Alex ve Stoch'un bile ilk onbir de yerinin garanti olmadığını artık iyice anlamalarını bağlayabiliriz.

Fenerbahçe nin elbette daha iyi olmasında Guiza gibi katkısı son derece sınırlı ancak potansiyeli yüksek bir oyuncunun kullanılamaması büyük etken olarak gözüküyor. Fenerbahçe orta sahası ne zaman topu verimli bir biçimde dağıtıp hızlı hücumcuları ile beşiktaş 'ın dörtlü defans bloğuna yüklendiğinde pozisyon yarattı.

Aslında bu noktada Schuster'i de anlamak zor. Kariyerine elbette saygı duymak gerekli. Ancak neden ısrarla bu takıma Ferrari'yi dahil etmeye çalışıyor ? Uzun zamandır formsuzluğu bilinen ve oynamayan bir oyuncuya forma vermek büyük risk. Üstelik Beşiktaş' ta yine sakatlıktan çıkan Ekrem dağ bile bir anda kendini kadro da bulabiliyor. Beşiktaş'ın kadrosunu verimli kullanabilmek Holosko gibi bir oyuncunun gönderilmesi gibi bir hata yapılmasına rağmen çok da zor değil.

Çünkü bu gün Türkiye Liglerinin tartışmasız en yetenekli orta saha oyuncuları Beşiktaş ta forma giyiyor. Ama Ernst'in sürekliliğini sağlayamazsan, Aurelio'ya daha fazla sorumluluk vermezsen İleri uçta fırsatlar dan yararlanamazsan ister istemez mağlup olursun.

Fenerbahçe bu galibiyet ile takım olma yolunda hakikaten önemli bir adım attı. Zaten son zamanlar da hem saha içi idmanlarının neşesi hem de saha dışında yaşanan olumlu hava bu sinyalleri veriyordu. Takımın bundan sonra kalan haftalarda istemediği sonuçlar almaması için özellikle kaleci Volkan'a çok büyük iş düşüyor. Zira şampiyonluk yolunda Hem Trabzonspor 'un iştahı hemde Bursaspor'un süprizleri seven yanı Sarı lacivertli ekibi oldukça zorlayacaktır.

Bir parantez de Gaziantepspor, Karabükspor ve Manisaspor takımlarına açmak lazım. Bu 3 takım da inanılmaz bir futbol sergiliyorlar. Antep takımında İsmael Sosa'nın kendini bulması, İvelin Popov gibi önemli bir futbolcunun forvet hattına kattığı zenginlik ve orta sahaya alınan Wagner gibi yaratıcı bir oyuncunun varlığı tüm takıma hem güven hem de istikrar getirmiş durumda. Üstelik öyle bir kalecileri var ki. Tartışmasız Litvanyalı şu an ligin en iyi eldiveni. Aslında Jose Couceiro döneminde izlenmeye başlanan Karcemarkas transferinde klübün ne kadar ısrarcı olduğunu hepimiz görmüştük. Tam isabet...

Ve Karabükspor... Orta sahada Cernat gibi bir virtüözün sakatlığına rağmen yılmadılar. Emenike' yi yine şansız bir sakatlıktan sonra kaybettiler.Yılmadılar... Bu takım öylesine mücadeleci ve centilmen bir futbol oynuyor ki izleyip te hayran olmamak mümkün değil. Forvet hattında Denizlispor da attığı son dakika golleri ile ünlenen ceza sahasında bitirici ve fırsatçı olduğunu defalarca ispat eden Angelov dan daha fazla yararlanmaları mutlaka gerekli.

Vestel Manisaspor ise aynı tempo da maçlarına devam ediyorlar. Göze hoş gelen futbol anlayışları, modern futbolun gerektiği bütün olgulara sahip. Forvet hattında ki çok yönlülük, Orta sahada genç oyuncularinin çabası Joshua Simpson gibi yetenekli ve iyi bir oyuncu ile birleşince ortaya güzel bir lezzet çıkıyor.

Herhalde Angola'lı Manucho dan daha önce Makakula'nın bu takımda olduğu, daha fazla forma giymesi halinde daha verimli olabileceği unutulmamalı. Süper ligin pek çok takımın da bu 2 oyuncu gibi güçlü, atletik santraforlar maalesef mevcut değil. Üstelik takımın forvet hattında yaşadığı derinlik defanstan gelen Kalabane ve Dixon da duran toplar da ortaya çıkması ile daha da büyüyor. Son olarak bu 3 takımı keyifle izlemek lazım diyorum.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Takım olmanın dayanılmaz Hafifliği..

Ligimizin ilk yarısı oldukça çekişmeli geçen bir yarım sezonun ardından sona erdi.İlk yarının genel anlamda tablosuna bakarsak Fenerbahçe nin pek te sürpriz sayılmıyacak şekilde 1.lik basamağını elde ettiğini görüyoruz.Fenerbahçe bu başarıya elbette Aydın Örs gibi yıllarca türk basketboluna hizmet eden ve büyük başarılar kazanan bir ismi basketbol şubesinin başına getirmek ve antrenör seçiminde Newan Spahija gibi disiplinli,felfesesi olan bir çalıştırıcıyı seçmekle yakaladı.
İlk yarıda fenerbahçe Ömer Onan’ın saha içerisinde ki kendini aşan performansı,Kinsey’in oyun sıkıştığı anlardaki yaratıcılığı Mirsat ın ribaundlar da ki etkinliği ve Ukiç oyun kurucu pozisyonunda ki güçlü oyunuyla hakettiği sonuçlar aldı.İlk yarı boyunca belki eğer Lynn Greer dan daha fazla katkı alınsaydı ve Lavrinoviç biraz daha sorumluluk alabilseydi çok daha büyük bir galibiyet yüzdesi yakalanabilirdi.2.sırada ise uyum un arkadaşlığın ve büyük takım olabilmenin büyük bütçeler ile sınırlı olmadığını gösteren harika bir örnek görüyoruz.
Banvit Orhun Ene nin antrenörlüğünde oyuncularını maksimum kullanıp,mücadele,taktiksel zenginlik ve seyirci faktörü ile takımı bütünleştirip oldukça iyi bir çıkış yakaladı.Takım pota altında lance williams ve chuck davis gibi 2 önemli pota altı oyuncusuna emanet bir biçimde arka alanda barış ermiş mutlu akpınar ve keith simmons üçlüsünün katkıları ile bir çok önemli galbiyet aldı.
Elbette ki takım Goluboviç gibi güçlü ve çember altında mücadele etmekten yılmayan bir oyuncunun katılımı ile daha da güçlendi.Banvit in sınırlı imkanlar ile başardıklarına şapka çıkarmamak çok zor. Banvit in hemen ardından ise Galatasaray ı görüyoruz.Basketbol şubesine diğer büyük takımlar kadar kaynak aktarmasalar da Oktay Mahmudi gibi deneyimli bir coacha sahipler.Seyircinin sevgilisi Rancik skor yükünü çekiyor.Ayrıca Shumpert takımın dış atışlarda ki en önemli silahı..Çember altında Andriç ve Tutku ile zengin bir ilk 5 e sahipler.Ayrıca hızlı oyunda tutkunun yaratıcılığı ve performansı ile ligin en dikkat edilmesi gereken takımlarından biri oldular.Bravo Galatasaray.
Bu sene pek çok takım da ligimizde beklemediği sonuçlar aldı.Aslında taşıma su ile değirmen dönmeyeceğini halen anlayamayan Efes pilsen de o takımlardan biri.Perasoviç in sezon boyunca Cenk akyol ve Ender arslan gibi 2 önemli silahı kullanmayışı,Vujçiç takıma gereken katkıyı istikrarlı bir biçimde verememesi guard pozisyonunda oyunun sürekli Tuncerinin üzerine yıkılması ve türk vatandaşlığına geçen ligimizin halen hatırı sayılır pivotlarından Erwin Dudley in benche mahkum olması bu sıralamayı doğurdu diyebiliriz.Perasoviç e belli ki türkiye liginin atmosferi yeterince anlatılmadı.Oysaki efes pilsen her türlü İmkansızlığa ve ihtimale rağmen kadro açısından ilk 2 nin içerisinde olmalıydı.
Keza Türk telekom da beklediğini bulamayan takımlardan.Bir çok yabancı oyuncu getirip,Ankarayı gezdirip gönderdiler.Faruk akagün ile sezon ortasında yollarını ayırmaları bir yana ellerinde ki mevcut yabancı oyunculardan bir türlü beklediklerini alamadılar.Çünkü Beciroviç haricinde bu yabancıların hiç biri Telekom’un hedefleri ile örtüsmüyordu.İlk yarının sonlarına doğru takıma katılan yine eski bir telekomlu olan Jan jagla isabetli bir transfer oldu.Zaten Jagla ispanya ve alman milli takımında ki deneyimleri ve gücü ile çember altında her zaman telekom takımının işine yarayabilir.Harcadıkları bütçe ye göre konuşursak şu an ilk 10 un içerisine zorlukla girebilmeleri belki de ligimizin ilk yarısının en sürpriz neticesi..
Bu sene ilk 3 sıralamada ki takımlar haricinde antalya belediye,olin edirne ve pınar karşıyaka sergiledikleri oyun ve mücadele güçleri ile ligimize renk kattılar.O yüzden bu 3 takıma ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Karşıyaka da holston ın geçen seneden beri takımı tanıması,furkan ,eldridge gibi oyuncuların verdiği katkı izmir takımına haklı bir beşincilik getirdi.Olin edirne ise sınırlı ve mütevazi bütçesi ile harika sonuçlar aldı.Sonuç olarak 2 yarı ilk yarıdan çok daha zorlu geçicek.İlk yarının istikrarsız takımları bu sıralamayı görüp daha çok düşünmeliler.2.yarı için erken konuşmak zor ancak Şampiyonluk yolunca daha çok sular akıcağı kesin…

Oğuz Akdeniz

Nba Tıpkı Tbl gibi..

Amerikan profosyonel basketbol liginde aslında tam da beklenen bir seyirde ilerliyor.Kendi konferanslarında lider olan takımlar zaten güçlü kadroları ile bu sıralamayı sezon başlarken belli etmişlerdi.Boston Celtics'te sezonu çok iyi bir galibiyet yüzdesi ile götüren takımlardan.Deneyimli oyuncular ve genç oyuncuların son derece uyumlu oldukları gözleniyor.

Pierce neredeyse takımın demirbaşı.Ligin en değerli oyuncularından biri olan Ray Allen ile birlikte kısa forvet mevkisini sırtladığı gibi skora da önemli katkılarda bulunuyorlar.Takımın son derece fazla sayıda dış şut tehdidi olması yeşil yoncaların arka alanının çember altında rahatlamasını sağlıyor.

Shaquile O'neal ve Kendric Perkins gibi kalın sıze'ı yüksek oyuncuların mücadeleyi sevmeleri Boston fast break lerinin aslında şifrelerini vermekte.Elbette Doc Rivers' ın takımı uzun yıllardan beri tanıması ve Rajon Rondo ile Nate robinson ikilisine guard mevkisinde sorumluluk vermesi Boston'ın içerde ve dışarda yüksek tempolu oyununa imkan sağlıyor.

Temsilcilerimizden Semih ise her geçen gün oyununu geliştiriyor.Bu noktada yeteneklerini bilerek hareket etmesi ve oyunun mücadele yönününe ağırlık vermesi hanesine artı olarak yazılıyor.Celtics' in sıralama olarak hemen altında bulunan ekipler 76 Ers ve Newyork takımları galibiyet yüzdeleri birbirine hemen hemen eşit olan takımlar.Ancak kapasiteleri sınırlı ve gücleri doğrultusunda yer bulabilen ekipler.

76 ers İguodala ve Brand in yokluğunda neler yapabileceği belli olmayan bir takım.Newyork ise takım oyununa daha yatkın bir profil çiziyor.Çember altında Amare Stoudmire büyük kazanç..Raymond Felton belki zaman zaman pas hataları yapıyor ama asla bencil bir oyuncu değil..Danilo galinari ve Chandler skor olarak gereken katkıyı veriyorlar.

Merkez konferansında ise Chicago yaptığı takviyelerin meyvelerini alıyor.Derrick Rose her zaman ki gibi takımın olmazsa olmazı.Onun hızlı hücumlarında deng ve boozer skor üretmekte zorluk çekmiyorlar.Takım etiketini yakalayabilmiş oyunun son saniyesine kadar oyunu bırakmayan ekiplerden.Ömer aşık bu takımda daha fazla süre almalı..4-5 dakikalık süreler ile ne kadar bu takıma ısındığını gösterebilir ki. ? Son olarak kazandığı bucks maçında takım olarak 2 li oyunları ne kadar sevdiklerini gösterdiler.

Diğer konferanslar da Miami,Oclohoma City,Lakers,ve San antonio liderlik koltuğuna kurulan takımlar.Bu ekipler den sadece Lakers istikrarsızlığı ve dış sahada aldığı mağlubiyetler ile soru işaretleri doğuruyor.Elbette ki Jackson'ın oyun şablonunda Kobe Bryant ve Odom un payı ve aldığı rol büyük.Ancak diğer oyuncuların tıpkı Gasol gibi bu 2 oyuncuya destek vermeleri için taşın altına ellerini sokmaları şart.

Oğuz Akdeniz


Beşiktaş artık yarını düşünmeli...

Oldum olası küçük takımlar da büyük antrenör olmayı başarabilen teknik adamları severim.Şartların zorluğuna aldırmadan,takım yaratabilen,birbirini seven ,düşünen ekip arkadaşları oluşturabilen teknik adamlar gidebildikleri her ortamda değerlidirler,fark yaratırlar. Bir de ellerine gelen kadroların avantajı ile başarıya ulaşan,büyük takımlar da büyük antrenör olmayı sağlayabilmiş teknik adamlar vardır.Şimdi siz Beşiktaş'ın antrenörü Bernd Schuster için hangi tanımlamayı yaparsınız..?

Elinde gerçekten Beşiktaş tarihinde belki de hiç bir antrenöre nasip olmamış bir kadro var. Sınırsız imkanlar,taraftar ve medya desteği,ve Beşiktaş ın başarıya ulaşması için teknik heyetin arkasında bir yönetim kurulu Peki Sonuç ne..?

Beşiktaş haftalardır istikrarsız bir oyun oynuyor.İzleyenlere keyif vermiyor. Eskisi gibi mücadeleci,topu seven ve futbol oynamayı bilen oyuncuların yarattığı takım bir anda sanki kabuk değiştirmiş gibi. Futbol takımlarının elbette tek sorumlusu teknik patronlar değildir.Başarı veya başarısızlık takım halinde sahiplenilmelidir. Ancak gelinen noktada mutlaka Beşiktaş ın geçmişte yaptıklarından bir takım dersler alması gerek.

Bu kadronun değişmesi mümkün olmayan olmazsa olmazları var. Gelen Portekizlilerin haricinde orta sahada Fabian Ernst ve Roberto Hilbert mutlaka oynatılmalı,Forvet mevkisinde Almedia gibi çabuk,fiziği yeterli ve yıpratıcı bir oyuncu orta sahanın tam desteğini alabilmeli,Beşiktaş takım halinde savunma yapmayı ve hücum edebilmeyi başarabilmeli,Guti Hernandez ' in ilerlemiş yaşına rağmen halen nasıl mücadele ettiği anlatılmalı,izletilmeli.

Ve Beşiktaş mutlaka ama mutlaka defans bloğunu şekillendirebilmeli. Haftalardır varlığı ile yokluğu belli olmayan Matteo Ferrari nasıl olur da Dinamo Kiev gibi bir takım karşısında formasını alabilir. ? Bu oyuncunun ne kadar hazır olduğunu yada olmadığı tartışılmaz mı ?

Ve belki de günümüz futbolunun en önemli bölgesi olan ,oyunu en geriden süzebilme,yönetebilme ve yönlendirebilme özelliği olan kaleci mevkisi için neden ilk onbir deki yeri ve konumu tartışılmayacak bir kaleci transfer edilmez ? Beşiktaş 'ın belkide en önemli sorunu Shorunmu yada Mrmıç gibi takımı ile özdeşleşebilecek ve herkesin taraflı tarafsız güvenebileceği bir kaleci takviyesi yapılmaması olabilir. Elbette ki kalecilik tecrübe işidir ,Bir kaleci ancak takım ile beraber sahada olursa form tutabilir. Ancak Beşiktaş 'ın şu anda ki durumunu riske atabilecek bir pozisyonu varmıdır..? Değerlendirmek gerek...

Beşiktaş ın kadrosunda ufakta olsa bir revizyona gidilmesi ve Türk futbolundan anlayan,futbolumuzun dinamiklerini yeterince bilen ve etüd edebilmiş bir antrenör' ün Schuster 'in yardımcılığına getirilmesi belkide kötüye giden takımın toparlanabilmesi için bir şanstır. Şunu kabul etmek gerek ki ligimizde gittiği takımlarda şampiyonluklar yaşamış italya ligi tecrübesi olan Zapatochny gönderilmemeliydi. Çünkü tam bir profosyonel olmasının yanısıra mücadeleci ve istikrarlıydı. Oysa şimdi defans bloğu top Beşiktaş ceza sahasına sıkıştığında oyunu soğutabilmek için yeterli hamleleri bir türlü yapamıyor.

Nobre' nin yetenekleri ve yapabilecekleri bilinmesine rağmen oldukça fazla süre alması,Sivok'un geçirdiği sakatlıktan sonra yeterince hazır olmadan kadroya dahil edilmesi ve bölgesinin alternatifi olmaması,Mehmet aurelio' nun formsuzluğu,ve en önemlisi takımın kapasitesinin farkında olmaması ; sahada bir dönem Avrupanın en önde gelen ekiplerinden biri olmasına rağmen son yıllarda esamesi dahi okunmayan Kiev ekibi karşısında rakibe mahkum bir futbol oynamasına neden oldu.Keşke sahada 2-3 Queresma daha olsaydı demeden geçemiyeceğim. Portekizli üretkenlik ve gol bulabilme adına sahada elinden gelen herşeyi yaptı.

Dünü artık unutmak gerek...Zira Futbolda dün diye bir şey yok. Bugünü ve daha önemlisi yarını kazanmak için Beşiktaş'ın rövanşı iple çekmesi lazım.Çünkü zor da olsa İnanırlarsa kazanabilirler. Taraftarının herşeye rağmen desteği ,sevgisi ve 2 takım arasında ki sıklet farkı belkide en çok güvenecekleri güç olucak.

28 Ocak 2011 Cuma

Gordon Milne bile bu kadarını beklemezdi. Ya Schuster ?

Futbol bir sonuç oyunudur. Saha içerisinde ne kadar mücadele ederseniz edin, ne kadar iyi oynarsanız oynayın eğer ki fırsatları değerlendiremiyorsanız kaybetmeye mahkumsunuz . Ve zaman sadece galip geleni hatırlıyor ne yazıkki. Beşiktaş ın senelerdir en büyük zaafı efsane üçlüsü olan Metin, Ali, Feyyaz dan sonra gol noktalarında etkili vuruşlar yapabilen , topu ceza sahasına hapseden bitirici ileri uç elemanlarından yoksun oynamasıydı.

Evet Beşiktaş zaman içerisinde elbette ki bu bölgeye yabancılar da dahil takviyeler yaptı, hatta zaman zaman başarılı da oldu ancak nedense bu oyuncular bu efsane üçlü gibi kalıcı olamadı . Zaman içerisinde ileri uca pek çok oyuncu geldi, gitti.

İngiltere’nin Qpr takımından gelen Les Ferdinand bu bölgeye yabancı oyuncu takviyesinin Stankoviç döneminden sonra ilk meyvesiydi. Gençti, Öğrenmeye açıktı ve en önemlisi yetenekleri ile gelecek vaad ediyordu. Zaten zaman geçtikçe Teknik direktör Gordon Milne vatandaşı olan bu genç çocuğu en iyi şekilde işlemesini de bilecekti. Ve Ferdinand Beşiktaş forması ile gerçekten iyi maçlar çıkardı. Ülkesine döndükten yıllar sonra Dünyanın tanıdığı bir golcü olarak sık sık olumlu anlamda Beşiktaş’ın reklamını da yapacaktı.

Beşiktaş taraftarı Gençlerbirliğinin Andre Kona , John Mousheu ve sihirbaz David Khuse hamlesi ile beraber getirdikleri Fani Madida gibi bir oyuncuyu çok sevmişti. Hatta Madida'nın istikrarı Türkiye de pek çok kimseyi şaşırtmıştı. Daha sonraki yıllar da İngiltere ‘nin Everton takımından gelen Daniel Amokachi, İtalyanların dünyaca ünlü takımı Roma da kiralık oynarken İstanbul macerasına başlayan John Carew , Fransanın Lens takımından geldiğinde kimsenin Beşiktaş ile bu denli özdeşleşeceğini tahmin etmediği Pascal Nouma ile bu bölgeye çare arandı . Başarılı da olundu.

Ancak yine de bu oyuncuların haricinde alınan Stefan Kuntz, Osvaldo Nartallo, Arield Stavrum , Ailton, Musa Ohen gibi isimler de Beşiktaş'ın gol sıkıntısı derdine çare olamadı. Ancak gözlerden kaçan bir nokta vardı. Beşiktaş bu bölgeye yerli oyuncu maalesef yetiştiremiyordu. Beşiktaş'ın altyapısından çıkıp ileri ucunda başarı ile oynayan Nihat Kahveci dışında istikrarlı ve üretken bir santrafor bulunamadı. Bu bölgede zaman zaman İlhan Mansız ve Ahmet Dursun ile formül arandı.

Şimdiler de ise Beşiktaş kadrosunu Portekiz kökenli, dünya futbolunda hatırı sayılır kariyerlere sahip 3 oyuncu ile güçlendirdi. Bu oyunculardan belki de en çok gelecek vaadedeni Hugo Almedia. Uzun boylu, güçlü, çevik, gösterişsiz fakat yararlı. Top tekniği son derece iyi ve en önemlisi ceza sahası içinde bitirici vuruşlara sahip.

Orta sahada Fernandes'in çalışkanlığı, Ernst' in üretkenliği , Guti ve Queremanın bireysel yetenekleri ile birleştiğinde Beşiktaş orta sahası ister istemez rahatlıyacak. Kanatlar da Simao ve İbrahim in sürati ve çalışkanlığı takımın orta sahası zenginleşicek. Üstelik defansın hemen önünde orta sahayı besleyebilecek Marco Aurelio gibi önemli bir oyuncu da var. Böylesine alternatifli ve potansiyeli yüksek oyunculardan kurulu bir kadro en fazla Teknik direktör Schuster in işine yarayacak.

Beşiktaş kadrosu bu gün dünyada her takımın antrenörünün görmek isteyeceği türden bir kadro. Ve bu kadronun başarılı olmak dışında hiçbir alternatifi yok. Bu belkide yeni dönemde Beşiktaş' ı en fazla zorlayacak sıkıntı. Ancak Beşiktaş ileriki yıllarda sıkıntı çekmek istemiyor ve ileri ucundan daha fazla verim almak istiyorsa mutlaka bu forma ile özdeşleşicek genç , çalışkan ve özverili bir isim yaratmalı. Bu genç isim uzun yıllardır altyapıdan çıkamıyor ve görevi a takıma oyuncu yetiştirmek olan altyapı takımlarının hepsi o genci özlemle bekliyor.

Fenerbahçe de Zico'dan günümüze...

Fenerbahçe son birkaç senedir arzu ettiği başarıyı Türkiye liginde gösteremiyor. Bunun nedenleri oldukça fazla. Ancak en önemli neden Zico döneminde alınan başarılı sonuçların şifrelerini çözememek. Arthur Zico futbol oynadığı dönemde dünyanın sayılı futbolcularından biriydi. Keza teknik direktörlük kariyeri boyunca Japonya da kazandığı başarılar ve Japonya milli takımı antrenörlüğü ona dünya çapında bir klübün kapılarını aralayabilecek başarıyı getirmişti.

O klüp Fenerbahçe idi. Fenerbahçe ye Avrupa kupalarında ki en parlak sezonunu yaşatan beyaz Pele’nin takımında takım içi arkadaşlık, uyum, birliktelik göze çarpıyordu.

Fenerbahçe dünya devlerini bir bir elerken kadrosunda ki oyuncular tecrübe dezavantajı, uyum yabancı futbolcuların yeni bir ülkeye adaptasyonu gibi pek çok sorunu da aşmış oluyordu. Baktığınız zaman defansta Lugano ile birbirlerini çok iyi tamamlayan ve tanıyan Edu gibi bir futbolcunun olması önlerinde ki futbolculara güven veriyordu. Edu sağlam fiziği, korkmayan mücadeleci yapısı ve gücü ile rakipleri oldukça zorlayan bir futbolcu profili idi. Zaman zaman kendi kalesine attığı goller dışında onun defans şeridinde de çok ta bariz hatalar yapmadığına tanık olduk.

Oysaki şimdi ki fenerbahçe defansına baktığımız da Bilica Sivasspor da ve Romanya da yaşamış olduğu form grafiğini çok aşağılara çekmiş gözüküyor. Disiplinli, kademe anlayışı olan, geriden oyunu iyi okuyan meziyetleri tamamen silinmiş. Bu da oynadığı her klüpte istikrar abidesi olan Lugano ya yansıyor.

Fenerbahçe defansın da geriden iyi oyun kuramadığı zaman orta alanda Mehmet Aurelio gibi bir oyuncunun yokluğu top kontrolü ve dağıtımında sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Top rakipte iken yaptığı presi saymıyoruz bile. Orta alanda Appiah gibi savaşan koşan, rakibi hata yapmaya zorlayan ve takımın gediklerini kapatan bir futbolcu da olmayınca fenerbahçe orta sahası sadece Alex in kişisel yeteneklerine kalmış gözüküyor.

Çünkü hem miroslav stoch hem de christian baroni topa baskı yapmak ve takım savunması anlamında son derece yetersiz isimler. Üstelik zaman zaman orta sahaya destek veren Deivid ve tuncay gibi çok önemli 2 oyuncu da takımda yok. Ve yerlerine maalesef bu oyuncuların yerini doldurabilecek oyuncular alınmadı, alınamadı.

Fenerbahçe takımı çok gol pozisyonuna girebilir, stoch ve dia gibi 2 hızlı hücum oyuncusunun koşu performansı ve yaratıcılığı ile hücum zenginliği yaratabilir fakat takım savunması ve bölgeler arası koordinasyon gibi ciddi zaaflar sonucu kolay gol yiyen bir ekip kimliğini üzerlerinden atmaları gerek. Antrenör Aykut Kocaman a güven duyulması istikrar adına güzel bir gelişme.Çünkü hiçbir antrenör takımı ile beraber olmadan tecrübe elde edemez.

Ancak yine de keşke Aykut Kocaman büyük takım çalıştırmadan önce biraz daha tecrübe kazansaydı demeden geçemiyeceğim. Defans hattında yaşanan sorunlar , Andre Santos, Christian Baroni, gibi isimlerin form grafikleri ilerleyen günlerde muhtemelen takımı daha da zorlıyacak. Görünen o ki bu kadroya orta saha defans ve hücum hattına mutlaka takviye şart.


Şu soruyu da ayrıca sormak gerekli. Fenerbahçe yabancı oyuncu transfer ederken gözlemci ekibi bu oyuncuları nerede, ne kadar , nasıl izliyor..? Yoksa sadece 1-2 maç izlenerek mi bu oyuncular alınıyor..?

Artık görünen o ki gelinen noktada Fenerbahçe nin büyüklüğüne yakışır oyuncular transfer edilmeli. Bu yüzden basında yer alan kendilerini orta sınıf avrupa takımlarında ispat dahi edemeyen oyunculara inanmak dahi istemiyorum.

Takım olmanın dayanılmaz hafifliği...

Ligimizin ilk yarısı oldukça çekişmeli geçen bir yarım sezonun ardından sona erdi. İlk yarının genel anlamda tablosuna bakarsak Fenerbahçe nin pek te sürpriz sayılmıyacak şekilde 1. lik basamağını elde ettiğini görüyoruz. Fenerbahçe bu başarıya elbette Aydın Örs gibi yıllarca türk basketboluna hizmet eden ve büyük başarılar kazanan bir ismi basketbol şubesinin başına getirmek ve antrenör seçiminde Newan Spahija gibi disiplinli, felsefesi olan bir çalıştırıcıyı seçmekle yakaladı.

İlk yarıda Fenerbahçe Ömer Onan’ın saha içerisinde ki kendini aşan performansı, Kinsey’in oyun sıkıştığı anlardaki yaratıcılığı Mirsat ın ribaundlar da ki etkinliği ve Ukiç oyun kurucu pozisyonunda ki güçlü oyunuyla hakettiği sonuçlar aldı. İlk yarı boyunca belki eğer Lynn Greer dan daha fazla katkı alınsaydı ve Lavrinoviç biraz daha sorumluluk alabilseydi çok daha büyük bir galibiyet yüzdesi yakalanabilirdi.

2. sırada ise uyumun arkadaşlığın ve büyük takım olabilmenin büyük bütçeler ile sınırlı olmadığını gösteren harika bir örnek görüyoruz.

Banvit Orhun Ene'nin antrenörlüğünde oyuncularını maksimum kullanıp, mücadele, taktiksel zenginlik ve seyirci faktörü ile takımı bütünleştirip oldukça iyi bir çıkış yakaladı. Takım pota altında Lance Williams ve Chuck Davis gibi 2 önemli pota altı oyuncusuna emanet bir biçimde arka alanda Barış Ermiş Mutlu Akpınar ve Keith Simmons üçlüsünün katkıları ile bir çok önemli galbiyet aldı.

Elbette ki takım Goluboviç gibi güçlü ve çember altında mücadele etmekten yılmayan bir oyuncunun katılımı ile daha da güçlendi. Banvit in sınırlı imkanlar ile başardıklarına şapka çıkarmamak çok zor. Banvit in hemen ardından ise Galatasaray ı görüyoruz. Basketbol şubesine diğer büyük takımlar kadar kaynak aktarmasalar da Oktay Mahmudi gibi deneyimli bir Coach'a sahipler.


Seyircinin sevgilisi Rancik skor yükünü çekiyor. Ayrıca Shumpert takımın dış atışlarda ki en önemli silahı... Çember altında Andriç ve Tutku ile zengin bir ilk 5 e sahipler. Ayrıca hızlı oyunda tutkunun yaratıcılığı ve performansı ile ligin en dikkat edilmesi gereken takımlarından biri oldular. Bravo Galatasaray.

Bu sene pek çok takım da ligimizde beklemediği sonuçlar aldı. Aslında taşıma su ile değirmen dönmeyeceğini halen anlayamayan Efes pilsen de o takımlardan biri. Perasoviç in sezon boyunca Cenk akyol ve Ender Arslan gibi 2 önemli silahı kullanmayışı, Vujçiç takıma gereken katkıyı istikrarlı bir biçimde verememesi guard pozisyonunda oyunun sürekli Tunceri'nin üzerine yıkılması ve Türk vatandaşlığına geçen ligimizin halen hatırı sayılır pivotlarından Erwin Dudley in benche mahkum olması bu sıralamayı doğurdu diyebiliriz. Perasoviç e belli ki Türkiye liginin atmosferi yeterince anlatılmadı. Oysaki Efes Pilsen her türlü İmkansızlığa ve ihtimale rağmen kadro açısından ilk 2 nin içerisinde olmalıydı.

Keza Türk Telekom da beklediğini bulamayan takımlardan. Bir çok yabancı oyuncu getirip, Ankarayı gezdirip gönderdiler. Faruk Akagün ile sezon ortasında yollarını ayırmaları bir yana ellerinde ki mevcut yabancı oyunculardan bir türlü beklediklerini alamadılar. Çünkü Beciroviç haricinde bu yabancıların hiç biri Telekom’un hedefleri ile örtüsmüyordu. İlk yarının sonlarına doğru takıma katılan yine eski bir Telekom'lu olan Jan jagla isabetli bir transfer oldu. Zaten Jagla İspanya ve Alman Milli Takımında ki deneyimleri ve gücü ile çember altında her zaman Telekom takımının işine yarayabilir. Harcadıkları bütçe ye göre konuşursak şu an ilk 10 un içerisine zorlukla girebilmeleri belki de ligimizin ilk yarısının en sürpriz neticesi...

Bu sene ilk 3 sıralamada ki takımlar haricinde Antalya Belediye, Olin Edirne ve Pınar Karşıyaka sergiledikleri oyun ve mücadele güçleri ile ligimize renk kattılar. O yüzden bu 3 takıma ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Karşıyaka da Holston'ın geçen seneden beri takımı tanıması, Furkan , Eldridge gibi oyuncuların verdiği katkı İzmir takımına haklı bir beşincilik getirdi. Olin Edirne ise sınırlı ve mütevazi bütçesi ile harika sonuçlar aldı. Sonuç olarak 2 yarı ilk yarıdan çok daha zorlu geçecek. İlk yarının istikrarsız takımları bu sıralamayı görüp daha çok düşünmeliler. 2. yarı için erken konuşmak zor ancak Şampiyonluk yolunda daha çok sular akacağı kesin…

17 Ocak 2011 Pazartesi

Seotez.com ödüllü yarışma

Seotez.com ödüllü yarışma )


birinci ödüllü yarışması başladı!Twitter hesabı blogu yada forum sitesi olan herkesin katılabilceği yarışmada ödüllerde
dikkat çekici.Ödüller

KODAK EASYSHARE C160 DİJİTAL FOTOĞRAF MAKİNESİ
Casio Bay Active Dial A-188WA-1A
PHILIPS 10 Watt RMS, 1+1, Beyaz/Siyah Hoparlör

Yarışma kuralları ve katılmak için http://www.seotez.com/blog/seotez-odullu-yarisma.html bakabilirsiniz
Ayrıca yarışma sponsoru alisveris.com un canon eos 550D ürününe de bakabilirsiniz.

16 Ocak 2011 Pazar

Son Şampiyon

Bursaspor geçen sene yakalamış olduğu başarıyı asla tesadüfler sonucu yakalamadı. Takım geçen sene ligde rakiplerinin şansız puan kayıpları ile elbette kendine avantaj sağladı. Ancak kadro yapısı, arkadaşlık, uyum, istikrar gibi faktörler Sağlam ın teknik becerisi ile şekillenince başarı kendiliğinden geldi. Bu sene ise Şampiyonlar liginde alınan başarısız sonuçlar, yabancı transferlerinde isabetsiz seçimler, sahada top paylaşımı ve oyun kurgusu zaafları takımın geçen sene yakaladığı istikrarı bu sene içerisinde istenilen seviye de gösterememesine neden oldu.

Eğer ki Bursaspor başarıya aç, Avrupa'da devler liginde kendisini göstermeye ihtiyacı olan genç ve profosyonel futbolcular transfer edebilseydi şampiyonlar liginde alınan 1 puandan çok daha fazlası elde edilebilirdi. Şu anda Türkiye liginde bulundukları konum kimseyi kandırmasın. Bu birçoklarına göre başarılı sayılabilir. Ancak Bursaspor bu elde edilen puandan çok daha fazlasını elde edebilirdi. Neden özellikle daha önce Avrupa maceralarında başarısız olan insua, Nunes gibi yabancı oyuncular tercih edildi? Orta sahada takımı idare edebilecek, kontrollü oyunu top ona geldiğinde başlatabilicek, forveti tekniği ile besleyebilecek bir 10 numara alınamadı? Şimdiye kadar Pingel, Sorloth, Kishisev, Vidolov, Baliç Mususi gibi kaliteli yabancı oyuncuları almayı başarabilmiş bir takım için bu sene yapılan transferlerin hiç de iyi olmadığını söyleyebilirim.

İnsua yeteneklerine kimsenin bir şey diyemeyeceği bir oyuncu. Ancak Türkiye liginde eski performansından bir hayli uzaktı. Ya golcü diye alınan Nunes? Ne zaman katkı sağlayabildi ki? Fizik gücü yeterli ancak tekniği, ceza sahası içerisinde bulunduğu nokta ve koşuları açısından çok zayıf bir futbolcu. Gerçi bu özelliklere sahip olsa onu halen Yunan liginde izliyor olabilirdik. Peki ya Steinert?

Neden şimdiye kadar kariyeri istenilen seviyeye gelememiş bir oyuncuya takımın kapıları açıldı? Keza bu oyunculara Trabzonspordan ayrıldıktan sonra kariyeri vasat bir performansla seyreden Stepanov, İsveç ümit Milli takımı ile kendisini kanıtlayan ancak hem tecrübesi hem de kalitesi o pozisyon için yeterli olmayan Svensonu da sayabiliriz..

Aslına bakarsanız İvankov bile geçmiş senelerdeki İvankov değil. Takımın en tecrübeli oyuncusu olarak takımın zor duruma düştüğü anlarda en gerideki adam olarak daha fazla oyuna katılmasını beklemek hakkımız. Takım forvette etkisiz, kenarlardan sadece emektar Ali Tandoğan ve genç Volkan Şen'in ellerine bırakılmış, orta alandan yeterince forvete top taşıyamayan ve pres yapamayan bir görüntü çiziyor.

Rakipler top kalecinin elinden çıktığı anlarda ortasaha ve hücumlarını Bursa ceza sahası içinden başlattıklarında kaybedilen her top tehlike yaratıyor. Ömer Erdoğan ve Stephanov bu noktada daha fazla sorumluluk almalı, orta alanda Ergiç geçen seneki kalitesini sahaya yansıtmalı, Sercan, Turgay, Volkan gibi oyuncular geçen seneki tecrübelerini anımsamalılar.

Bursaspor elbette ki yıldızları ile bu sene de şampiyonluğu kovalamak istiyecek. Ancak tüm takımların ara transfer döneminde kadrosunu takviye edeceği ve yarım sezonun hatalarından gerekli dersleri çıkaracağı unutulmasın. Antrenör Sağlam'ın Türk futbolu için bir şans olduğuna inanıyorum. Eğer ki Bursaspor iç saha maçlarında temposunu koruyabilir, gücünü rakibine yansıtabilirse dış saha maçlarında zaten hücum futbolunu benimsemiş takımın; başarı çıtasını daha da yükselteceğine inanıyorum. Bu potansiyel bu şehir de ve bu takımda var.

Gordon Milne bile bu kadarını beklemezdi. Ya Schuster ?




11 Ocak 2011

Futbol bir sonuç oyunudur. Saha içerisinde ne kadar mücadele ederseniz edin, ne kadar iyi oynarsanız oynayın eğer ki fırsatları değerlendiremiyorsanız kaybetmeye mahkumsunuz . Ve zaman sadece galip geleni hatırlıyor ne yazıkki. Beşiktaş ın senelerdir en büyük zaafı efsane üçlüsü olan Metin, Ali, Feyyaz dan sonra gol noktalarında etkili vuruşlar yapabilen , topu ceza sahasına hapseden bitirici ileri uç elemanlarından yoksun oynamasıydı.

Evet Beşiktaş zaman içerisinde elbette ki bu bölgeye yabancılar da dahil takviyeler yaptı, hatta zaman zaman başarılı da oldu ancak nedense bu oyuncular bu efsane üçlü gibi kalıcı olamadı . Zaman içerisinde ileri uca pek çok oyuncu geldi, gitti.

İngiltere’nin Qpr takımından gelen Les Ferdinand bu bölgeye yabancı oyuncu takviyesinin Stankoviç döneminden sonra ilk meyvesiydi. Gençti, Öğrenmeye açıktı ve en önemlisi yetenekleri ile gelecek vaad ediyordu. Zaten zaman geçtikçe Teknik direktör Gordon Milne vatandaşı olan bu genç çocuğu en iyi şekilde işlemesini de bilecekti. Ve Ferdinand Beşiktaş forması ile gerçekten iyi maçlar çıkardı. Ülkesine döndükten yıllar sonra Dünyanın tanıdığı bir golcü olarak sık sık olumlu anlamda Beşiktaş’ın reklamını da yapacaktı.

Beşiktaş taraftarı Gençlerbirliğinin Andre Kona , John Mousheu ve sihirbaz David Khuse hamlesi ile beraber getirdikleri Fani Madida gibi bir oyuncuyu çok sevmişti. Hatta Madida'nın istikrarı Türkiye de pek çok kimseyi şaşırtmıştı. Daha sonraki yıllar da İngiltere ‘nin Everton takımından gelen Daniel Amokachi, İtalyanların dünyaca ünlü takımı Roma da kiralık oynarken İstanbul macerasına başlayan John Carew , Fransanın Lens takımından geldiğinde kimsenin Beşiktaş ile bu denli özdeşleşeceğini tahmin etmediği Pascal Nouma ile bu bölgeye çare arandı . Başarılı da olundu.

Ancak yine de bu oyuncuların haricinde alınan Stefan Kuntz, Osvaldo Nartallo, Arield Stavrum , Ailton, Musa Ohen gibi isimler de Beşiktaş'ın gol sıkıntısı derdine çare olamadı. Ancak gözlerden kaçan bir nokta vardı. Beşiktaş bu bölgeye yerli oyuncu maalesef yetiştiremiyordu. Beşiktaş'ın altyapısından çıkıp ileri ucunda başarı ile oynayan Nihat Kahveci dışında istikrarlı ve üretken bir santrafor bulunamadı. Bu bölgede zaman zaman İlhan Mansız ve Ahmet Dursun ile formül arandı.

Şimdiler de ise Beşiktaş kadrosunu Portekiz kökenli, dünya futbolunda hatırı sayılır kariyerlere sahip 3 oyuncu ile güçlendirdi. Bu oyunculardan belki de en çok gelecek vaadedeni Hugo Almedia. Uzun boylu, güçlü, çevik, gösterişsiz fakat yararlı. Top tekniği son derece iyi ve en önemlisi ceza sahası içinde bitirici vuruşlara sahip.

Orta sahada Fernandes'in çalışkanlığı, Ernst' in üretkenliği , Guti ve Queremanın bireysel yetenekleri ile birleştiğinde Beşiktaş orta sahası ister istemez rahatlıyacak. Kanatlar da Simao ve İbrahim in sürati ve çalışkanlığı takımın orta sahası zenginleşicek. Üstelik defansın hemen önünde orta sahayı besleyebilecek Marco Aurelio gibi önemli bir oyuncu da var. Böylesine alternatifli ve potansiyeli yüksek oyunculardan kurulu bir kadro en fazla Teknik direktör Schuster in işine yarayacak.

Beşiktaş kadrosu bu gün dünyada her takımın antrenörünün görmek isteyeceği türden bir kadro. Ve bu kadronun başarılı olmak dışında hiçbir alternatifi yok. Bu belkide yeni dönemde Beşiktaş' ı en fazla zorlayacak sıkıntı. Ancak Beşiktaş ileriki yıllarda sıkıntı çekmek istemiyor ve ileri ucundan daha fazla verim almak istiyorsa mutlaka bu forma ile özdeşleşicek genç , çalışkan ve özverili bir isim yaratmalı. Bu genç isim uzun yıllardır altyapıdan çıkamıyor ve görevi a takıma oyuncu yetiştirmek olan altyapı takımlarının hepsi o genci özlemle bekliyor.
Özlenen Hidayet geldi

07 Ocak 2011

Hidayet çok enteresan bir oyuncu. Dünya basketboluna böyle yetenekler neredeyse 10 yılda bir geliyor.

Ruslar Andrei Krilenko, Almanlar Henning Harnisch, Yunanlılar Nicos Economou ile belki bu şansı yakalamışlardı. Ancak Hidayet bütün bu isimlerden komplike bir oyuncu.

Neredeyse 5 pozisyonda birden istendiği anda oynayabilir. Yüzü ve sırtı dönük oynamaktan kaçınmayan, ‘sıze'ını ve gücünü ortaya koymaktan çekinmeyen bir oyuncu. Onu ilk kez yıldız Milli takımında özel turnuvalarda izlerken böylesine büyük bir yıldız olacağına inanmıştık. O zamanlar çelimsiz fiziği ve eksik atletik yetenekleri ile yine de farkını ortaya koyuyordu.

NBA'de ki ilk takımı Sacramento Kings onun gerçekten tecrübe kazanabileceği ve takımın diğer Avrupalı yıldızları olan Divac ve Stojakoviç ile birlikte oyununu geliştirebileceği bir ekipti. Hidayet sonraki durakları olan Spurs ve Magic formaları ile de kendisine güvenenleri yanıltmadı. NBA de ilk kez forma giydiği yıllarda topu potaya atmaktan çekinen, potaya bakmayan hallerini hatırlayınca ne kadar büyük bir aşama kaydettiğine hepimiz daha net görebiliyoruz.

Hidayet’in sonraki yıllarda uğrayacağı duraklar da geçireceği zamanlar hiçte kendisinin beklediği gibi ona başarı getirmeyecekti. Raptors’ta top kullanımının kısıtlanması ve kendisi ile ilgilenilmemesi istatistiklerine direk yansıyor daha sonra takasla varacağı Suns forması ile de beklenen çıkışı gösteremiyordu. Son günler de ise Hido’yu tekrar eski takımında özlenen istatistikleri ile görüyoruz.

Alıştığı seyirci alıştığı takım ve kendisine güvenen bir coach ile tekrar çalışma fırsatı bulunca kendisini hatırlayıverdi. Oysaki zaten Hidayet bu idi. Hızlı hücumda rakip alanda dribling ve sahayı görebilme yeteneği kusursuza yakın. Bu hem takım arkadaşlarının işine yarıyor hem de rakip potaya bıraktığı sayıların miktarını arttırıyor. O artık 30 yaşlarını geride bırakmaya hazırlanan bir sporcu. Ancak henüz ondan görebileceklerimizin yarısını dahi görebilmiş değiliz.

Emin olun ki Hidayet eğer biraz daha kendisine güvenir ve takıma liderliğini hissettirebilirse parmağına bir şampiyonluk yüzüğü geçirebilir. Diğer temsilcilerimiz de oldukça iyi dönemler yaşıyorlar. Ersan Bucks’ta fazla forma şansı bulamasa da ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu hissettirdi. Oyunun neredeyse bütün fonksiyonlarında var. Hızlı, atletik, dış şutu olan ve ribaundçu bir uzun. İyi niyetli bir sporcu olması en büyük artısı. Genç Semih ise O'neal’ın yanında adeta stajyerlik sınavı veriyor. İstekli, çalışkan ve kendisini her geçen gün kendisini geliştiriyor. İlk zamanlardaki ürkekliğini atması kısa sürdü. Sırtı dönük pozisyonlarda artık eskisi kadar uzaktan potaya şut bırakmıyor, yükleniyor, mücadele ediyor.

Ömer Aşık ise uzun kolları , boyu ve gücü ile Chicago benchine renk getirdi. Ömer savunmada doğru zamanda doğru yerde. Çoğu zaman Deng ve Noah’ın yokluğunda faydalı. Özellikle potaya olduğu yerden uzanması ile adından söz ettiriyor. Onun da ilk beş başlayacağı günler gelecek.

Mehmet ise sakatlıktan sonra tekrar Utah formasına kavuştu. Bu takım ve şehir onu seviyor. Üstelik coach Sloan’ın artık neredeyse evladı gibi olmuş vaziyette. Utah takımı geçmiş yıllara nazaran onun yokluğunda bile istikrarlı bir görüntü çizdi. Onunda katılımı ile çok daha başarılı sonuçlar alacaktır. Forma giydiği maçlarda bile ne kadar yararlı ve gösterişsiz oyununa rağmen önemli bir oyuncu olduğunu hatırlattı. Umarım parmağında ki yüzüğe bir yenisini kariyeri boyunca bir kez daha takar.

2 Ocak 2011 Pazar

Yerlerinizi alın

Yerlerinizi Alın..

Beşiktaş konyaspor maçının ardından bir söz..” Sahada 60′ların futbolu oynandı ” Aslinda hem basketbol hem de futbol ligimizde takımların bütçelerindeki milyon dolarlik farklarin belki de en tuhaf izah ediliş biçimi..Elindeki malzemeye göre oyna veya oynatma..Kapasiteni hesap et ,süprizler ile avun….Veya mucize yarat, Zor zamanlarda zor işler…

Bugün için ligimizde daha lig bitmeden şampiyonluk yarışı 2 takım arasında geçiceğe benziyor.Efes pilsen transfer döneminde inanılmaz hamleler yaptı.Coach perasoviç gerçekten avrupa arenasında saygı duyulan bir coach..Çember alti bir dönem maccabi tel aviv formasi ile harikalar yaratan vujcic’e emanet..Onun fizikman yetersizliğini roberts ve Nachbar ile kapatmaya calisiyorlar.Arka alanda rakocevic bilgece basketbolunu oynuyor.Onun takimin eli ayagi olmamasına sasmamak gerek.O kadar deneyimli ‘ki arkadaşlarinin bile hücumda zaaflarini örtüyor.Wisnievski ile uyumu mükemmel..Savunmada istekliler,ribaund konusunda sıkıntı yaşamıyolar ve maç kondüsyonları gerçekten çok iyi..

Fenerbahçe ise sean gregory may transferi ile yanlış bir ata oynamış gözüküyor.May müzmin sakat.Üstelik ilk avrupa deneyiminde fenerbahçe nin isteklerine ne kadar yanıt verebilir.

Mutlaka Avrupa dan bir nokta transfer yapılması gerekiyordu.Fenerbahçe nin kadrosu rakibinden daha derin.Kinsey gittikçe ligimizde pişti ve oyununu geliştirdi.Greer saygı duyulması gereken bir oyuncu.Lavrinoviç etkili ancak istikrarsız..Bazen barutu bitiyor ve moralman eski zamanlarını aratıyor.Ancak size ı ve basketbol altyapısı güçlü..Fenerbahce savunmasu sadece ömer ve thomas ın eline kalmış gibi..Savunmada savruklar..Tabiki seyircisinin devreye girmesi onları canlandırıyor.

Ancak son cholet maçında verdikleri savunma ribaundlarını unutmamak gerek..Preldziç in dakikaları azalmış gibi..Çok yönlü..Aslında oyun zekasını biraz daha geliştirirse ve topa sadece fizikman değil beynen de hükmetmeyi öğrenirse geleceğin toni Kukoç’u ….Çember altında vidmar’ın yokluğunu arıyorlar..Bu adam 2 sene öncenin vidmar’ı da değil..Bir gün bir oyuncu şunları söylemişti.O kadar çok idman yapıyoruz ki hiç basketbol bilmeyen bile bu mesleğin erbabı olur..Onun olgunlaşmasını beklemek gerekli demiştik…

Spahija nın elinde güçlü bir hamur var..Yoğurması onun disiplin taktik ve mental uzmanlığına kalmış..Efes ile çokça didişicekler..Ancak zor günlerde takım olmayı başarabilen ayakta kalıcak…

Ligimizde diğer takımlarin şampiyonluk şansı haftalar önceden görüldüğü gibi imkansıza yakın..Telekom bu sene gücünden çok kaybetti.Beşiktaş show ağırlıklı ama omurgası zayıf bir takım görünümünde..Galatasaray’in ise seyirci desteğinin artması şart.Yinede bu 3 takim arasında diğerlerini en rahatsiz edicek ekip..Şampiyonluk yarışı bir zaman sonra hareketlenicek..Yerlerinizi alın….
Oğuz AKDENİZ

Türkiye basketbol liginde son durum...

Lig Kazanı Kaynıyor..

Basketbol liginde bu sene tam tabiri ile kazan kaynıyor.Yılların efes pilsen’i 5 .lik basamağında,büyük yatırımlar yapıp lige büyük umutlar ile giren Telekom 10 .sırada Sadece bu 2 örnek bile dünya şampiyonasında yaşanılan 2.likten sonra işlerin hiçte eskisi gibi olmadığını gösteriyor.Fenerbahçe hepinizin tahmin ettiği gibi Karşıyaka yenilgisine rağmen birinciliğini koruyor.Bu sene zarfında takıma katılan lavrinoviç , Thomas, gibi deneyimli oyuncuların yanı sıra özellikle arka alanda bir çok yetkin kısa oyuncunun yer alması coach spahija’nın elini güçlendiriyor.Fenerbahçe tipik bir fastbreak takımı.Özellikle Kinsey , Ukiç ve Ömer gibi hızlı ve çabuk pas dağıtabilen oyuncularının olması ligimizinbir çok takımına ters gelebiliyor.Üstelik bu pasları zamanında skora dönüştürebilen oldukça iyi dış atıcılara sahipler.

Fenerbahçe ligin liderliği için en kuvvetli aday olarak gözüküyor.Efes pilsen ise geçmiş yıllara oranla kadrosunu büyük ölçüde değiştirdi.Perasoviç ; Dudley,cenk,ender gibi oyuncuları çoğu maçta ya hiç kullanmıyor ,ya da çok az süreler ile kullanıyor.Böyle olunca da Efes pilsen rotasyonu sıkışıyor.Bu da Efes pilsen in özellikle zorlu maçlarında skorun aleyhlerine dönmesine neden oluyor.Coach perasoviç’e acilen bu ligin analitiği anlatılmalı.Telekom ise Faruk akagün e sabretmeliydi.Aslında deneyimli coach’un istifasından sonra alınan galibiyetler de şaşırtıcı.Bu esnada takımın kimyası ile de oynanmadığına göre insanın aklına tipik coach-oyuncu ilişkileri geliyor.

Bu sene ligin eskilerinden Karşıyaka’nın ise geçmiş yıllarda genç oyunculara verdiği şansların semeresini aldığını görüyoruz.Genç Furkan çember altında 2 kişilik oynuyor.Geçen senenin istikrarlı kısalarından Holston,Ncaa lerin flaş ismi Osiris eldridge ile çok iyi uyum sağlamış.Andre smith’ in de sakatlıktan sonra tekrar aralarına dönmeleri ile Karşıyaka ligin set hücumundan çok hızlı hücumlara prim veren 2 .takımı olmaya aday.Bu senenin beklenmedik sonuçlar ile karşılaşan takımı ise Beşiktaş.Belli ki uyum sorunu yaşıyorlar.Chatman geçen seneden bildiğimiz gibi..Potayı gördüğünde topu çemberden geçirmesi an meselesi.Oldukça skorer ve gayretli.Arka alanda liklolitov ise a.j ogulvy birbirlerini iyi tamamlıyorlar.Cevher içerden dışarıdan oynayabilen çok yönlü bir oyuncu.Üstelik bir dünya starı olan Iverson da takıma monte edildi.Peki Öyleyse bu başarısız sonuçlar neden.Çünkü bu takım paslaşmayı gerçekten bilmiyor.Zaman zaman haluk yıldırım in saha içindeki tecrübesini arıyorlar.Çoğu zaman topu karşı sahaya geçirdikleri anda bile top kayıpları yapabiliyorlar.İyi niyetli ancak deneyimsizler.Belki de takim idmanlarında yardımlaşmaya ve paslaşmaya daha çok eğilmeliler..

Bu senenin flaş takımı ise Olin Edirne…Litvanyalılar çok formda,Smardjiski ise belki de gözü kapalı ligin ilk 5 takımında rahatlikla forma giyebilir.Türk oyuncular da yabancilar ile birbirlerine iyi ısınmış..Böyle giderlerse ligin en korkulan takımlarından biri olmaya devam ederler.Ayrica 5.sırada bulunan Antalya büyükşehir de gerçekten sürpriz sonuçlar alıyor.Muratcan güler’ in önderliginde Polat’ın skora katkısı ve yabancı oyuncularının iyi çıkması ile ligin bir çok takımı ile başa baş oynuyorlar.Bence bu gidişle Avrupa kupalarında seneye onları görebiliriz

Bu dünya şampiyonası bizlere biz şey öğretti ..Çalişirsan ve doğru zamanda doğru yerde iyi niyetli oyuncuları kadronda toplarsan maçın son saniyesine kadar kazanma şansın mutlaka vardır.Ligimizdeki takımlar da sanırım bu dersi iyi almışlar..
Oğuz Akdeniz

Kuzeyin efsane takımı

Kuzeyin efsane takımı

01 Ocak 2011

Trabzonspor ilginç bir takım. Yöre insanın özelliklerini de içinde barındıran, mücadeleci, güçlü ve sempatik insanların oluşturduğu bir ekip. Geçtiğimiz yıllarda efsane kadrosuyla Türkiye liginde bir çok başarıya koşmuş ve bir çok kupaya uzanmış bir klüp. Peki son yıllarda neden başarılı olamıyordu bir zamanların efsane takımı ? Alınan başarısız yabancılar, anlaşılan isimsiz hocalar ile ne başarı elde edilebilirdi ki?

Nitekim doğru yabancı oyuncu seçimleri, altyapıdan gelen gençlerin yavaş yavaş kadroya katılması ve taraftarının gücü ile bu tablo birleşince başarılı sonuçlar ard arda geliverdi. Trabzonspor kadrosuna katılan başarılı olan yabancılardan sadece Jean marie Pfaf, Lars Olsen, Hans Sommers, Şota ve Arçil Arveladze ve biraz da Marco Aurellio yu belki sayabiliriz. Onun dışında gelen Yugoslavlar, Brezilyalılar ve diğer yabancı oyuncularin hiçbiri bu güzel şehrimizin takımında iz bırakamadı.



Oysa Şenol Güneş faktörü devreye girince eldeki mevcut yabancılarin birçoğu iki kişilik oynamaya başladılar. Şenol Güneş saha dışı motivasyonu yüksek, maç öncesi takıma yüklediği antreman programları ve verdiği taktikler ile önemli bir isim . Belki de Türkiye liginde bu kadar kendisini geliştirmeyi başarabilen bir ikinci isim daha yok. Bu yüzden oturmuş Trabzonspor kadrosu her maçta kendisini aşabilecek sinyaller veriyor.

Eğer ki şu anda ki takım belki Avrupa kupalarından elendiği Liverpool ile 2.kez karşılaşsa ada temsilcisi bu kadar kolay kurtulamazdı. Metalist Kharkiv ekibinden alınan Jaja çok iştahlı ve güçlü bir oyuncu. Uzun Fulelere sahip ve driplingleri ile rakip savunmaları yıpratabiliyor. Elbette ki Jaja ya yardımcı olan oyuncu da Umut Bulut gibi güçlü, atletik ve koşuları etkili bir oyuncu olunca Trabzonspor un hücum hattı daha da renkleniyor.

Orta sahada Alanzinho nun yaratıcılığı ve Gustavo Colman ın becerileri de bu 2 li'ye destek verince Trabzonspor orta sahadan hücum hattına çok çabuk top taşıyabiliyor. Burda bir parantez de Selçuk İnan ve Engin e açmak gerekiyor.Selçuk orta alanda çalışkan ve bu 2 yabancı oyuncuya en çok destek veren isim. Riske girmiyor, soğukkanlı ve teknik. Yardımlaşmayı sevmesi ve takım için ciddi bir görev adamı olması da en önemli özelliği. Engin ise süprizleri seven bir oyuncu. Yaratıcı ve çalışkan. Ancak bazen çok fazla rakibin üzerine gidebiliyor. Böyle durumlarda çevresine bakması daha isabetli olabilir.

Defansta ise trabzonspor Egemen, Cale gibi oyuncuları ile sağlam bir pozisyon çiziyor.

Bütün bu oyuncuların Trabzonspor un kanatlara topu açan ve kullanan, orta sahadan ileri ikiliye uzun toplar yerine daha çok paslaşarak indiren hücumunda bu kadar uyumlu olmalarında antrenör faktörü devreye giriyor. Belki Şenol hoca'nın Kore deneyimi ve dünya kupasında birçok ekibi aynı anda analiz etmesi onun oyun anlayışına görev sorumluluğu , taktiksel zenginlikler ve pozisyon alma noktasında önemli artılar getirmiş.

Trabzonspor'un son olarak kadrosuna kattığı Brozek kardeşler ise isabetli seçim.Krakov forması ile elde ettikleri başarılar ortada. Polonya milli takımının banko 2 oyuncusu. Hem forvet hattında hem de sol kanatta bilinçi yapılmış nokta transferler olarak gözüküyorlar.

Takım bu sene Türkiye liginde şampiyonluğun en güçlü adayı ve geçen sene Bursaspor un gerçekleştirdiği başarının aynısını tekrarlıyabilir. Bu da kuzey in efsane takımına bundan sonraki yıllarda daha çok şampiyonluklar getirecektir.

tabiri caizse

Tabiri caizse...

24 Aralık 2010

Basketbol liginde bu sene tam tabiri ile kazan kaynıyor. Yılların Efes Pilsen’i 5 .lik basamağında, büyük yatırımlar yapıp lige büyük umutlar ile giren Telekom 10 .sırada. Sadece bu 2 örnek bile dünya şampiyonasında yaşanılan 2.likten sonra işlerin hiçte eskisi gibi olmadığını gösteriyor. Fenerbahçe hepinizin tahmin ettiği gibi Karşıyaka yenilgisine rağmen birinciliğini koruyor. Bu sene zarfında takıma katılan Lavrinoviç , Thomas, gibi deneyimli oyuncuların yanı sıra özellikle arka alanda bir çok yetkin kısa oyuncunun yer alması Coach Spahija’nın elini güçlendiriyor.

Fenerbahçe tipik bir fastbreak takımı. Özellikle Kinsey, Ukiç ve Ömer gibi hızlı ve çabuk pas dağıtabilen oyuncularının olması ligimizin bir çok takımına ters gelebiliyor. Üstelik bu pasları zamanında skora dönüştürebilen oldukça iyi dış atıcılara sahipler.

Fenerbahçe ligin liderliği için en kuvvetli aday olarak gözüküyor. Efes Pilsen ise geçmiş yıllara oranla kadrosunu büyük ölçüde değiştirdi. Perasoviç; Dudley, Cenk, Ender gibi oyuncuları çoğu maçta ya hiç kullanmıyor ya da çok az süreler ile kullanıyor. Böyle olunca da Efes Pilsen rotasyonu sıkışıyor. Bu da Efes Pilsen in özellikle zorlu maçlarında skorun aleyhlerine dönmesine neden oluyor. Coach Perasoviç’e acilen bu ligin analitiği anlatılmalı. Telekom ise Faruk Akagün'e sabretmeliydi. Aslında deneyimli oach’un istifasından sonra alınan galibiyetler de şaşırtıcı. Bu esnada takımın kimyası ile de oynanmadığına göre insanın aklına tipik coach-oyuncu ilişkileri geliyor.

Bu sene ligin eskilerinden Karşıyaka’nın ise geçmiş yıllarda genç oyunculara verdiği şansların semeresini aldığını görüyoruz. Genç Furkan çember altında 2 kişilik oynuyor. Geçen senenin istikrarlı kısalarından Holston, Ncaa'lerin flaş ismi Osiris Eldridge ile çok iyi uyum sağlamış. Andre Smith’in de sakatlıktan sonra tekrar aralarına dönmeleri ile Karşıyaka ligin set hücumundan çok hızlı hücumlara prim veren 2 .takımı olmaya aday. Bu senenin beklenmedik sonuçlar ile karşılaşan takımı ise Beşiktaş. Belli ki uyum sorunu yaşıyorlar. Chatman geçen seneden bildiğimiz gibi.

Potayı gördüğünde topu çemberden geçirmesi an meselesi. Oldukça skorer ve gayretli. Arka alanda Liklolitov ise A.J ogulvy birbirlerini iyi tamamlıyorlar. Cevher içerden dışarıdan oynayabilen çok yönlü bir oyuncu. Üstelik bir dünya starı olan Iverson da takıma monte edildi. Peki öyleyse bu başarısız sonuçlar neden? Çünkü bu takım paslaşmayı gerçekten bilmiyor. Zaman zaman Haluk Yıldırım'ıin saha içindeki tecrübesini arıyorlar. Çoğu zaman topu karşı sahaya geçirdikleri anda bile top kayıpları yapabiliyorlar. İyi niyetli ancak deneyimsizler. Belki de takim idmanlarında yardımlaşmaya ve paslaşmaya daha çok eğilmeliler.

Bu senenin flaş takımı ise Olin Edirne. Litvanyalılar çok formda, Smardjiski ise belki de gözü kapalı ligin ilk 5 takımında rahatlikla forma giyebilir. Türk oyuncular da yabancılar ile birbirlerine iyi ısınmış. Böyle giderlerse ligin en korkulan takımlarından biri olmaya devam ederler. Ayrica 5.sırada bulunan Antalya Büyükşehir de gerçekten sürpriz sonuçlar alıyor. Muratcan Güler’in önderliginde Polat’ın skora katkısı ve yabancı oyuncularının iyi çıkması ile ligin bir çok takımı ile başa baş oynuyorlar. Bence bu gidişle Avrupa kupalarında seneye onları görebiliriz.

Bu dünya şampiyonası bizlere birçok şey öğretti. Çalişırsan ve ''doğru zamanda doğru yerde iyi niyetli oyuncuları kadronda toplarsan ''maçın son saniyesine kadar kazanma şansın mutlaka vardır. Ligimizdeki takımlar da sanırım bu dersi iyi almışlar.

Maç Öncesi de Favori Efes’di

Maç öncesi efes pilsen yüzde 90 favori demiştik.Açıkçası maçın kopma noktasına geldiği anlarda bile bu yargımız pek değişmedi.Olimpia’nın gücünü küçümsemek mümkün değil..Çok iyi dış atıcıları ,kenny gregory ve pickney gibi iyi yabancıları ve en önemlisi zdovc gibi kurt bir hoca ya sahipler.Ancak efes pilsen ile kadro olarak ,güç ve diğer taktiksel faktörler açısından karşılaştırıldıgında oldukça etkisiz kalıyorlar.Deplasman da zaten efes pilsen’in bu takıma kaybetmeye de hakkı yoktu.

Maç aslında ilievski ve osbolt un üzerine şablonunu oturtmuş olimpianın bu oyuncular üzerinden bulduğu 2 li oyunlar sayesinde efes pilsen savunmasını delmesiyle ilginç bir hal aldı.
Efesliler o kadar pısırık ve çember altına mahkum şekilde rakine bakıyorlardı ki bu duruma olimpia lı oyuncular da sasırmıstır mutlaka..İçerden genç gürcü shemardini ile rahatsız ediyorlar pickney in kas kuvvetini kullanıyorlar ve kısa oyunculara güzel koridorlar açıyorlardı.Ama burda efes uzunlarına bir paragraf açmak lazım.Rakip uzunlara karşı mutlaka ama mutlaka yardımlaşma yapmalıydılar..Burda etkisiz kaldıklarını gördük.

Zaten efes kısaları rakip kısaları pozisyon gereği fazla riske etmiyolardi.Olimpia basketbol kültürü olan bir takım.gorenç ,miliç gibi olağanüstü skorerler yetiştiren ve efes pilsen e çoğu zaman zorluk çıkarmış bir takım..Açıkçası ellerinde ki bütçe ye göre de uygun transferler yapıyolar.Ancak halen kısa forvet pozisyonun da yılların eskitemediği jagodnic e kalmış durumlar.Çember altında marcota oyunun bütün yönlerinden biraz oynayabilen bir oyuncu.skor üretebileceği alan çok dar…

Dün bu şartlarda efes pilsen savunmayı hatırlayınca kerem in en zor anlarda ki penetreleri ve asistleri sinan’ın atletik kabiliyeti ve kazanmaya olan inancı sayesinde kazanmayı başardı.Burda bir parantez nachbar a açmak lazım.Bir dönem formasını giydiği takıma öyle anlarda o kadar kritik 2 üçlük bıraktı ki slovenler zor durumlara düştüler.Ancak yine de maç son ana kadar büyük bir heyecan içinde geçti.Bu galibiyeti efes unutmak ve sürekli yaşamak istiyorsa maçın ilk düdüğünden itibaren karşı takımın elinde ki her topa ortak olmalı..

kısmet değilmiş

Valencia avrupanın hatırı sayılır takımlarından..Seyircisi ile iyi bütünleşen ,icerde uzunlarının uzun kollarindan cok iyi faydalanan ;kısaları ile her an süpriz sayıiar kaydedebilen takım..Seyircisi basketbolu iyi bilen bir seyirci.Bütün bu faktörler onları hatiri sa:çylir bir deplasman yapmaya yetiyor.Efes pilsen dün gece sadece mücadele etti.Ancak kazanmaya yaklaştığı noktalar da bitirici hamleleri yapmatan çok uzaktı.Valencia omar cook ve claver in hızlı hücumları sonrasında içeriye indirdiği paslar ve kolaylıkla 3 saniye içine girmeleri ile kolay basketler buldu.Oysaki efes arka alanının özellikle rakocevic in savundugu bölge den böylesine kolay sayilar yemesi gerçekten lükstü.Zaten valencia ribaundlar da kolay pabuc kaptirmayan bir takım .İcerde savanoviç,javtokas,lischuk gibi deneyimli ve mücadeleci oyunculari var.

Böylesine yüksek sıze li oyuncuları içerde savunabilmek te hiç kolay değil.Burda efes kisalarınin yardımlasmaya mutlaka girmeleri gerekiyordu.Evet maçın içerisinde tuncerinin olağanüstü top paylasımi ile içerde pozisyon imkanları yarattilar.Ancak hem rakocevic hem de thornton maalesef günlerinde degillerdi.Böyle olunca icerde gönlüm ve roberts tan extra sayılar bulmak gerekliydi.Ancak adam adama savunma da valencia degisik varyasyonlar deneyen bir takım.

Bir anda alan savunmasına oldugu gibi kalabalıklasıyorlar.Cember altı çoğu zaman ana baba gününü aratmadı.Ayrıca perasoviç in dudley i neden kullanmadığını anlamak güc.Eger ki önemli bir sakatlığı yoksa mutlaka oynatılmalıydı.
Erwin hem tecrübeli hem de dışardan şut tehdidi olan bir oyuncu.Ayrica avrupa kariyeri hatırı sayılır oranda dolu.İcerde efes uzunlarının yorulduğu anlarda kesinlikle sahaya sürülmeli.Bir de cenk akyol faktörü var.Akyol geçen sene yaşadığı avellino tecrübesi ile kendini geliştirdi.Eskiden olduğu gibi her pozisyonda yorulmadan şut atmayı denemiyor.Efes rotasyonu hep belli oyuncular da maç içerisinde şekillendi.Bu da açıkçası rakocevic i ve kerem i oldukça yakından tanıyan ispanyolların isine geldi.

Eğer bu 2 oyuncu da riske edilebilecek durumda ise ( deplasmana götürüldüklerine göre ) az da olsa sahaya sürülmeliydiler.Ve efes pilsen mutlaka wisnievski nin formsuzluğuna bir çare üretmeli.Bu oyuncu bu denli savruk oynayabilen bir oyuncu değil..Dün hücum da kendine güveni olmayan bir wisnievski izledik.Rakibini geçtiği anlarda bile pas vermeyi tercih etti.Aslinda dün gece efes pilsen biraz daha kontrollü oynayabilse biraz daha savunmada diri kalabilse güzel bir galibiyet alıcaktı.Sadece 2 takim antrenörünün karsilikli hamlelerine valencia li oyuncular daha kolay cevap verdiler.Bu da onlarin bu macta ne kadar istekli ve güçlü kaldiklarina isaretti.Mac aslinda benzer istastikler ve tempoda devam etti.Kaybettik.

Olmadı ..Kısmet değilmiş..